VIII. Kent Araştırmaları Kongresi’nin açılış oturumunda konuşan Mimar Han Tümertekin, mimarlık pratiğine bakışını otobiyografik anlatımla aktardı. Tasarım sürecinde mekânsal bütünlüğü merkeze alan Tümertekin, projelerinde ölçekler arası hiyerarşiyi reddettiğini vurguladı.

“Benim Ölçeğim Dünyaydı”

VIII. Kent Araştırmaları Kongresi’nin açılış oturumunda sahne alan Mimar Han Tümertekin, mimarlık pratiğini ve yaklaşımını kişisel yaşam öyküsü üzerinden aktardı. Babası Prof. Dr. Erol Tümertekin’in İstanbul üzerine yaptığı sosyolojik çalışmaların, annesinin ise bir coğrafyacı olmasının kendisine kattıklarını paylaşan Tümertekin, büyüdüğü evde hâkim olan düşünsel iklimi şu sözlerle ifade etti: “Benim doğup büyüdüğüm evde tek bir ölçek vardı, dünyaydı.”

Bu ölçekle büyümenin mimari düşünme biçimini nasıl şekillendirdiğini anlatan Tümertekin, “Bölünmüş tek bir dünya” kavramının zihninde derin bir yer edindiğini ve bu kavramsal çerçevenin, projelerinde ölçeğe ve mekâna bakışını temelden etkilediğini söyledi.

Tasarımda Fiziksel Sınırların Ötesini Düşünmek

Aktif olarak mimarlık pratiğini sürdüren Tümertekin, yaptığı projelerde fiziksel mülkiyet sınırlarına tabi olunsa bile, tasarımın entelektüel olarak bu sınırların çok ötesinde şekillendiğini vurguladı. Yapı tasarımı süreçlerinde mimarların çoğunlukla “şuraya bir bina yapılacak” şeklinde özetlenen kısıtlı beklentilerle karşılaştığını belirten Tümertekin, kendi yaklaşımını şöyle özetledi:

“Biz tasarıma mekânın bütünlüğü ve sürekliliği temelinde yaklaşırız. İşverenlerimize, çoğu zaman sabırlarını zorlayan biçimde; rüzgârın yönü, ulaşım bağlantıları, arsanın kente entegrasyonu gibi çok sayıda değişkeni tartışarak başlıyoruz.”

Tümertekin, projenin en küçük mimari detaylarından en büyük kent ölçeğine kadar her unsurun eşit derecede önemli olduğunu belirterek, “Bir süpürgelik detayı ile cephenin temel elemanı arasında hiçbir hiyerarşi kurmuyoruz” dedi. Bu yaklaşımın, mimari düşüncenin parça bütün ilişkisine dayalı olduğunun altını çizdi.

Gerçekleşmemiş Müze Projesi Üzerinden Mekânsal Yaklaşım

Konuşmasının sonunda İstanbul’da tasarlanmış fakat hayata geçirilememiş bir çağdaş sanat müzesi projesi üzerinden örnek veren Tümertekin, projenin sadece bina değil, çevreyle kurduğu ilişkiler bakımından da önem taşıdığını söyledi. Projede; müzenin kente, sokak dokusuna, kullanıcı profiline ve ulaşım ağlarına nasıl entegre edildiğini anlatan Tümertekin, tasarım sürecinde mekânsal katmanların birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

“Kentte ya da kırda, bir yapıyı tasarlarken odaklandığımız tek şey mekânın kendisidir; parçalarıyla değil, bütünüyle.”

Mimari düşüncenin yüzeysel görsellikten çok, entelektüel sorgulama ve çok katmanlı bağlamsallıkla ilerlemesi gerektiğini vurgulayan Tümertekin, konuşmasını katılımcılara teşekkür ederek tamamladı.