Türkiye’de Göç Sorunları Ankara’da Masaya Yatırıldı: Yapısal Sorunlara Hak Temelli Çözüm Arayışıe

Göç yalnızca mekânsal değil, sosyal adalet, eşitlik ve yurttaşlık bağlamında da düşünülmesi gereken çok boyutlu bir mesele. Ve göç yönetiminde insan onurunu temel alan, uzun vadeli ve kapsayıcı politikalar üretilmeli.

13 Şubat 2015 tarihinde Ankara’da düzenlenen “Türkiye’de Göç: Temel Sorunlar ve Çözüm Önerileri Çalıştayı”, göç alanında yaşanan yapısal sorunlara kalıcı çözümler üretmeyi hedefleyen kapsamlı bir buluşmaya sahne oldu. TODAİE ev sahipliğinde, Kent Araştırmaları Enstitüsü ve İdeal Kent Dergisi iş birliğiyle gerçekleşen etkinlikte akademisyenler, bürokratlar ve sivil toplum temsilcileri bir araya gelerek göçün sosyal, kültürel ve yönetsel boyutlarını ele aldı.

Açılış konuşmalarında, Anadolu Üniversitesi’nden Dr. Fuat Güllüpınar, göçmenlerin Avrupa’daki entegrasyon sorunlarına ve yeni kuşakların protest kimlik geliştirme süreçlerine değinirken, Kent Araştırmaları Enstitüsü Direktörü Emir Osmanoğlu ise konuşmasında, Türkiye’nin göç tarihine ve kırdan kente göç süreçlerinin kentsel planlamaya etkilerine değindi. Osmanoğlu, göçün yalnızca uluslararası bir mesele değil, aynı zamanda Türkiye içindeki kentleşme dinamiklerinin de temel belirleyeni olduğunu belirtti. TODAİE Başkanı Prof. Dr. Onur Ender Aslan ise göçün artık kamu yönetimi açısından stratejik bir boyut kazandığını belirterek, kurumsal kapasitenin artırılması ve yönetişim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Açılış konferansında konuşan Prof. Dr. Gülay Toksöz, çalıştayın açılış konferansında göçün toplumsal cinsiyet boyutuna dikkat çekerek, göç süreçlerinin kadınlar açısından çok daha kırılgan ve güvencesiz koşullarda yaşandığını vurguladı. Kadın göçmenlerin hem istihdam piyasasında hem de gündelik yaşamda daha yoğun sömürüye ve ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirten Toksöz, özellikle bakım emeği ve ev içi hizmetlerde çalışan kadınların kayıt dışı, düşük ücretli ve sosyal güvenceden yoksun koşullarda yaşam mücadelesi verdiğini ifade etti. Bu durumun kadınları yalnızca ekonomik olarak değil, aynı zamanda psikolojik ve toplumsal olarak da baskı altına aldığını dile getirdi.

Toksöz, Türkiye’nin göç politikalarının büyük ölçüde erkek göçmenleri esas alan ve kadınların özgün ihtiyaçlarını görmezden gelen bir çerçevede şekillendiğini belirtti. Bu nedenle göçmen kadınların karşılaştıkları çok katmanlı eşitsizliklerin politikalarda yeterince karşılık bulamadığını vurgulayan Toksöz, hak temelli ve toplumsal cinsiyet duyarlılığı içeren politikaların geliştirilmesi gerektiğini savundu. Ayrıca, yerel yönetimlerin ve sivil toplum kuruluşlarının kadın göçmenlere yönelik destek mekanizmalarını güçlendirmesi gerektiğine dikkat çekti. Toksöz, göçün sadece sayılarla değil, insan hikâyeleriyle ve emek boyutuyla da ele alınması gerektiğini sözlerine ekledi.

İlk oturumda söz alan Prof. Dr. Ayhan Kaya, çalıştayda yaptığı kapsamlı sunumda Avrupa’daki göçmen işçilerin karşılaştığı sosyal, kültürel ve siyasal sorunlara dikkat çekti. Özellikle Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerde yaşayan Türk kökenli göçmenlerin ikinci ve üçüncü kuşakları üzerinden değerlendirmelerde bulunan Kaya, bu gençlerin karşılaştıkları dışlayıcı politikalar sonucunda içine kapanma, kimlik krizleri ve protest kimlik geliştirme gibi eğilimler sergilediklerini belirtti. Entegrasyon politikalarının yetersizliği, göçmenlerin eğitim ve iş gücü piyasasında yaşadığı yapısal eşitsizlikler ile yükselen kültürel ırkçılık ve İslamofobi’nin bu süreci daha da derinleştirdiğini vurguladı.

Kaya’ya göre Avrupa’daki göçmen politikaları, göçmenleri yalnızca ekonomik gereksinimlerin bir sonucu olarak görme eğiliminde olduğu için, sosyal bütünleşmeyi sağlayamamakta ve göçmenleri marjinalleştirmektedir. Bu bağlamda Türkiye için önemli bir uyarı niteliği taşıyan sunumda, benzer sorunların Türkiye’deki göçmenler, özellikle de Suriyeli mülteciler için yaşanmaması adına, hak temelli, kapsayıcı ve kültürel çeşitliliği gözeten politikaların geliştirilmesi gerektiği ifade edildi. Kaya, ayrıca Türkiye’nin göç yönetiminde yalnızca güvenlik ve sınır denetimi odaklı bir yaklaşımdan uzaklaşarak, uzun vadeli entegrasyon stratejilerine yönelmesi gerektiğini savundu.

İkinci oturumun konuşmacısı Şenay Özden, Türkiye’deki mülteci rejiminin geçici çözümlerle yürütüldüğünü ve bu durumun Suriyeli mülteciler başta olmak üzere birçok göçmen grubu için yapısal güvencesizlik yarattığını belirtti. Özden, çalışma izinlerinin kısıtlılığı, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlere erişimdeki eşitsizlikler ve belirsiz yasal statülerin entegrasyonun önündeki en büyük engeller olduğuna dikkat çekti.

Çalıştayın son bölümünde katılımcılar, göçün yalnızca bir kriz yönetimi alanı değil, uzun vadeli sosyal politikalarla ele alınması gereken bir mesele olduğunu vurguladılar. Yerel yönetimlerin aktif rol üstlenmesi, eğitimde ve iş gücü piyasasında fırsat eşitliğinin sağlanması, göçmen çocukların sosyal uyumunun desteklenmesi gibi konular öne çıkan çözüm başlıkları arasında yer aldı.

Katılımcılar, Türkiye’nin göç politikasında geçici yaklaşımlardan uzaklaşıp, kapsayıcı, insan onurunu esas alan ve sosyal bütünleşmeyi hedefleyen çok boyutlu bir paradigma değişikliğine gitmesi gerektiği yönünde görüş birliğine vardı. Çalıştay boyunca Türkiye’nin göç alanındaki kurumsal eksiklikleri, entegrasyon politikaları, Suriyeli mültecilerin durumu, düzensiz göçün yarattığı riskler ve toplumsal uyum süreçleri tartışıldı. Katılımcılar, göç yönetiminde insan onurunu temel alan, uzun vadeli ve kapsayıcı bir politika dönüşümünün zorunluluğuna dikkat çekti.