Orta Doğu ve Batı Asya bölgesinin ilk gönüllü alt-ulusal inceleme raporu, belediyelerin sürdürülebilir kalkınma hedeflerini hayata geçirirken karşılaştığı yapısal engelleri ve çözüm yollarını sahaya dayalı bir yöntemle gözler önüne seriyor.

Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’nin (SKH) 2030 bitiş tarihine dört yıl kala, Türkiye yerel uygulama deneyimini kapsamlı ve karşılaştırmalı bir çerçevede ilk kez uluslararası kamuoyuna sundu. Dr. Cemal Baş tarafından kaleme alınan ve Kent Araştırmaları Enstitüsü koordinasyonuyla hazırlanan VSR Türkiye — Voluntary Subnational Review of Türkiye raporu yayımlandı. Çalışma, başarı hikâyelerini öne çıkaran geleneksel izleme yaklaşımlarından ayrılarak belediyelerin yaşadığı gerçek güçlükleri problem odaklı, sahaya dayalı ve çok paydaşlı bir yöntemle mercek altına alıyor.

98 katılımcı, 51 sorun alanı

Rapor, Türkiye genelinde yürütülen anket çalışması, 5 Şubat 2025’te Karatay Belediyesi ev sahipliğinde 98 katılımcıyla gerçekleştirilen çalıştay ve ikili paydaş görüşmelerinden besleniyor. 17 SKH başlığının tamamında 51 sorun alanı tespit edildi; bulgular belediyeler, merkezi kurumlar, akademi, sivil toplum ve uluslararası aktörlerin katılımıyla doğrulandı. Çalışma bir performans sıralaması ya da kurumsal değerlendirme aracı değil; kanıta dayalı, çok paydaşlı bir öğrenme platformu olarak tasarlandı.

On yıl, üç büyük kriz

Rapor, 2015–2025 dönemini yalnızca politika ilerlemesi ekseninde değil; bu süreci derinden şekillendiren üç kriz üzerinden de okuyor: Suriyeli mülteci göçü, COVID-19 salgını ve 2023 Kahramanmaraş depremleri. En kritik dönemde 3,7 milyona ulaşan Suriyeli nüfus, belediye gelirlerini zorlayan ağır bir yük oluşturdu; öte yandan belediyelerin dil engeli, koordinasyon eksikliği ve standart dışı uygulamalarla boğuştuğu görüldü. Depremler ise çok daha sert bir sınav oldu: Hizmet binaları yıkılan, çalışanlarını kaybeden belediyeler geçici tesislerden hizmet vermeye çalışırken iç göç dalgası deprem bölgesi dışındaki kentlere de ciddi baskı bindirdi. 2025 itibarıyla 455.000’i aşkın konut ve ticari alan tamamlanmış olsa da rapor, dayanıklılığın reaktif değil, planlama ve altyapı süreçlerine önceden entegre edilmesi gerektiğini vurguluyor. 2014 Büyükşehir Reformu ve ardından hayata geçirilen yasal düzenlemeler ise merkezi–yerel ilişkilerini köklü biçimde dönüştürdü; rapor bu reformların uygulamada yarattığı fırsatları ve gerilim noktalarını ayrıntılı biçimde aktarıyor.

Sosyalden iklime: kritik tespitler

Sosyal hizmetler cephesinde öne çıkan en kritik sorun, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları ile belediyeler arasında ortak veri sisteminin bulunmaması. Mükerrer yardım dağıtımına ve hak kayıplarına zemin hazırlayan bu boşluğun yanı sıra artan kira yükü ve yetersiz sosyal konut stoku, savunmasız kesimlerin temel hizmetlere erişimini kısıtlamayı sürdürüyor.

İklim başlığında tablo karmaşık bir görünüm sergiliyor. 2025’te yürürlüğe giren İklim Kanunu ile yerel iklim eylem planları zorunlu hâle getirildi; ancak uygulama kapasitesi büyükşehirler ile il belediyeleri arasında derin bir eşitsizlik barındırıyor. Uzun geri ödeme süreleri iklimi siyasi açıdan riskli bir yatırım alanına dönüştürürken belediyeler büyük ölçüde dış finansmana muhtaç kalıyor. Buna karşın sahada öncü adımlar da göze çarpıyor: Marmara Belediyeler Birliği, belediyeleri iklim-nötr bir geleceğe taşımayı hedefleyen İNŞA ağını kurarak hem lider hem de yeni katılan belediyeleri ortak bir dönüşüm programında buluşturdu; Konya Büyükşehir Belediyesi ise sürdürülebilir finans ilkelerine dayanan Sukuk modeliyle alternatif bir finansman yolu açtı. SKH raporlama alanında ise Sultanbeyli, İzmir ve Karatay, gönüllü yerel değerlendirme süreçlerini tamamlayan Türkiye’nin öncü belediyeleri arasına girdi.

Kurumsal kapasite alanında ise belediyeler arası bilgi paylaşımının sistemsiz kalması, nitelikli insan kaynağı eksikliği ve bütçeleme süreçlerindeki esneksizlik en sık dile getirilen engeller arasında yer alıyor. Rapor, merkezi–yerel koordinasyon boşluklarının birden fazla SKH alanında yinelendiğine dikkat çekerek SKH’nin yerelleştirilmesinin salt idari bir görev değil, çok düzeyli bir yönetişim sorunu olarak ele alınması gerektiğini vurguluyor.

 

 

 

COP31’e yerel ses

UCLG platformları ve BM mekanizmaları aracılığıyla uluslararası kamuoyuyla paylaşılan rapor Türkiye’nin 2026’da ev sahipliği yapacağı COP31 süreciyle de örtüşüyor ve yerel iklim yönetişimine dair birikimi küresel müzakere masasına taşıma potansiyeli barındırıyor.

Raporun tamamına link üzerinden erişebilirsiniz: https://www.kentarastirmalari.org/wp-content/uploads/2026/06/VSR-REPORT.pdf