8. Kent Araştırmaları Kongresi kapsamında düzenlenen “Anka Kuşu Antakya” oturumunda, 6 Şubat depremleri sonrası Antakya’nın yeniden inşasında yürütülen mimari, kültürel ve planlama odaklı çalışmalar ele alındı. Oturumda kamu, akademi ve sivil toplumdan uzmanlar bir araya gelerek “onarıcı kolektif sorumluluk” vurgusu yaptı.
Küllerinden Yeniden Doğması İçin Hatay’a Vefa
Oturum başkanlığını Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Metin Şenbil’in yaptığı “Anka Kuşu Antakya” oturumu, adını mitolojik bir yeniden doğuş simgesinden alıyor. Şenbil, oturumun temel amacının Antakya’nın yıkımın ardından daha hızlı ayağa kalkmasına katkı sağlamak olduğunu belirtti.
Şenbil konuşmasında, “6 Şubat’ta yaşanan depremlerden 20 gün sonra Hatay’da 6.3 büyüklüğünde bir sarsıntı daha yaşandı. Hatay’da binaların %50’si etkilenmiş durumda. Ancak bu şehir yalnızca fiziksel değil, kültürel ve tarihi olarak da çok kıymetli. Anadolu topraklarında ilk caminin yapıldığı, üç semavi dinin buluştuğu bir merkezden bahsediyoruz. Bu yüzden burada yapılan her çalışma çok boyutlu bir dikkat gerektiriyor” dedi.
Kültürel Miras Bilim Kurulu üyesi olan Şenbil, 307 hektarlık kentsel sit alanındaki yetki devrinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na geçiş sürecini de hatırlattı. Hatay’da görev alan uzmanların büyük kısmının depremin ilk gününden itibaren bölgede aktif olarak yer aldığını vurguladı.
Ebru Akyol Zor: “Hatay, tek kişilik kararlarla yönetilemeyecek kadar değerli”
Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdür Yardımcısı Ebru Akyol Zor, afet sonrası Hatay’da yürütülen koruma ve planlama çalışmalarını aktardı. Bakanlığın yaklaşımını “katılımcı ve çok sesli” olarak tanımlayan Zor, bilim ve danışma kurulları oluşturduklarını belirtti.
“Ben dedim oldu politikasını hiç gütmedik. Her eleştiriye ve öneriye açık davrandık. Hatay; her ölçekte, her detayda planlanması gereken bir yer. Bu yüzden kültürel mirasın korunması, yeniden inşa süreçlerinin hem teknik hem etik boyutlarıyla ele alındı.”
Zor, restorasyon uygulamalarının yalnızca estetik değil, kimlik ve bellek inşası açısından da önem taşıdığını vurguladı.
Muhammet Arslan: “Antakya’nın kalbi depremin kalbindeydi”
Afet Bölgesi Kazı Başkanı Doç. Dr. Muhammet Arslan, konuşmasına Antakya’nın tarihi omurgası niteliğindeki Kurtuluş Caddesi’nin depremden hemen sonraki görüntülerini paylaşarak başladı. Bu caddenin aynı zamanda kentsel sit alanının da merkezi olduğunu ifade etti.
“Antakya sadece insanlar açısından değil, kültürel varlıkları açısından da depremzede oldu. Şehirlerimiz de, sokaklarımız da yaralı.”
Arslan, kazı ve arkeolojik koruma çalışmalarının hızla başlatıldığını ve bölgedeki her taşın, her katmanın yeniden anlamlandırıldığını belirtti.
Mehmet Kalyoncu: “Mimarlık artık acil bir ihtiyaçtı”
Türkiye Tasarım Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Kalyoncu, afet sonrası mimarlık ve tasarım disiplinlerinin bir “acil müdahale aracı” haline geldiğini söyledi. İlk günlerde arama kurtarma ne kadar hayati ise sonraki süreçte şehir planlamanın da o kadar önemli hâle geldiğini vurguladı.
“Devlet kurumu mensubu olmak ya da özel sektörde çalışmak arasındaki fark ortadan kalktı. Herkesin sorumluluğu vardı. Bizler de tarihi kentler konusunda uzmanlaşmış kurum ve kişiler olarak kendimizi bu sorumluluğun içinde bulduk.”
Kalyoncu, mekânsal organizasyonun sadece fiziksel yapı değil, sosyolojik iyileşmenin de anahtarı olduğunu ifade etti.
Bünyamin Derman: “Hatay’a sadece yapı gözüyle bakmadık”
Mimar ve şehir plancısı Bünyamin Derman, deprem sonrası Hatay’a yaklaşım biçimlerini kapsamlı bir çerçevede aktardı. Sadece yapı ve bina bazlı değil; tarım, enerji, gastronomi, ulaşım, komşuluk ilişkileri ve etnik çeşitlilik gibi çok sayıda başlığın dikkate alındığını belirtti.
“Biz afetin ilk günlerinden itibaren tarihi kentlere odaklandık. Hatay’da bütüncül bir bakışla çalıştık. Kentsel onarımın yalnızca restorasyonla değil, yaşamın tüm katmanlarıyla yapılabileceğine inandık.”
Derman, geçici çözümlerle kalıcı hasarlar üretilmemesi için uzun vadeli vizyonların gerekli olduğunu vurguladı.
“Anka Kuşu” Sadece Bir Sembol Değil, Bir Umut
“Anka Kuşu Antakya” oturumu, afet sonrası planlamada fiziksel iyileşmenin ötesinde; sosyo-kültürel mirasın korunması, tarihsel sürekliliğin gözetilmesi ve kolektif iyileşmenin sağlanması yönünde önemli mesajlar verdi. Oturum, yalnızca teknik bir tartışma değil, aynı zamanda bir mekânsal hafıza ve etik sorumluluk çağrısı olarak yankılandı.